İslam İnkılâbı Lideri
Ayetullah Uzma Hamenei'nin Hac Mesajı
1427 – 2006
Bismillahirrahmanirrahim
Hamd Âlemlerin
Rabbi Allah içindir. Salât olsun Seyyidu'l-mürselin Muhammed Mustafa'ya, onun pâk
Ehl-i Beyt'ine ve sadık sahabesine.
Hac mevsimi, her
yıl olduğu gibi bu yıl da manevi müjdeleriyle
ulaşmış ve İslam dünyasının önüne
değerli ve paha biçilmez bir fırsat sunmuş bulunuyor.
İştiyaklı yürekler her yöreden o mukaddes mekânlara ulaşmak
için çırpınmaktadırlar, fakat bu arzuya ulaşmış
olan mutlu kimseler bu büyük topluluğun ancak küçük bir bölümünü
oluşturmaktadırlar ve işte bu da sürekli coşmakta olan bu
pınarın kalıcılığını sağlamaktadır.
Kardeşlerin,
mahbubun evinde yıllık buluşması, kalpleri bir yandan yaratılış
kıblesine ve diğer yandan ayrı düşmüş dostlara
kavuşturmakta ve İslam ümmetinin varlığına hem manevi
hem de siyasi yönde, yeni bir canlılık ve neşe
kazandırmaktadır.
Maddi kirlerden
arınıp her yerde ve her işte (kalp nuruyla) yalnızca yüce
Allah'ı görmek, kısa bir dönem için bile olsa insan için
büyük bir kazanım ve azıktır.
Haccın bütün adabı ve amelleri, hacı adayının
böyle bir manevi deneyim edinmesi ve bu lezzeti kalbinin derinliğinde
hissetmesi içindir.
Haccın
siyasi açıdan temel ekseni ise, İslam Ümmetinin ortak
kimliğini göstermektir.
Mümin kardeşlerin
birbirlerinden uzak kalmaları kötü düşünceli kimselere meydan
verir ve müslümanlar arasında tefrika tohumunu yeşertir. İslam
Ümmeti çeşitli milletlerden, soylardan ve değişik
mezheplere mensup kimselerden oluşmuştur. Yerkürenin hassas ve
önemli bir bölgesinde coğrafi yayılımı
beraberinde getiren bu çeşitlilik, bu güçlü yapının etkin bir
özelliği sayılabilir,
onların ortak birikimlerini, kültürlerini ve tarihlerini bu
geniş alanda daha işlevli ve etkin kılabilir ve sonuçta değişik
insani ve doğal yetenek ve güçleri kendi hizmetine alabilir.
Batı
sömürgeciliği İslam ülkelerine girişinden beri bu
noktayı dikkate almış ve sürekli olarak tefrikacı
faktörleri kışkırtmaya koyulmuştur.
Sömürgeci
siyasetçiler, İslam ümmetinin ortak kimliğinin hayata geçmesi halinde
onların siyasi ve iktisadî sultalarının son bulacağını
iyice biliyorlardı. Bu yüzden uzun
vadeli ve geniş çaplı bir çaba içine girerek müslümanların
arasındaki ihtilafları körüklemeye koyuldular. Onlar halk
tabakalarının gaflet içinde olmalarından, siyasi ve kültürel alanlardaki
(müslüman) yetkililerin zaaf ve kararsızlığından
yararlanarak bu iğrenç siyasetle İslam ülkelerine sulta kurma
konusunda ilerleme kaydettiler.
Geçen yüzyıl
boyunca İslam ülkelerindeki kurtuluş hareketlerini bastırabilmeleri,
bu ülkelere sulta kurmada ilerleme kaydetmeleri, bu bölgelerdeki despot ve
gaddar yöneticileri destekleyerek doğal kaynakları
yağmalamaları, insani kaynakları yok ederek müs-lüman milletleri
bilim ve teknoloji kafilesinden geride bırakmaları bu tefrıka ve
ayrılıktan kaynaklanmıştır. Öyle bir
ayrılık ki bazen düşmanlık, çekişme ve kardeşine
kıyma derecesine varmıştır.
Doruk noktası İran'da İslam
cumhuriyetinin doğuşu olan İslami uyanışın
başlamasıyla Batı sömürgeci bloğu büyük bir tehlikeyle
karşı karşıya geldi. Doğu ve batı mektep ve
ideolojilerinin yenilgiye uğraması böylece sömürgecilerin
mutluluğun tek yolu olarak göstermeğe
çalıştıkları değerlerin yenilgiye uğraması müslüman
kitleler arasında İslami uyanışı daha da kökleştirmiş
ve müstekbirlerin bu ilahi nuru ve ışığı söndürme
çabalarındaki sürekli yenilgileri, Müslüman milletlerin kalplerindeki ümit
fidanını yeşertmiştir.
Siyonist
işgalden kurtulma prensibine bağlı bir hükümetin
işbaşına gelmiş olduğu Filistin'le, Filistin milletinin
geçmişteki güçsüzlüğü ve inziva halini ve garipliğini birbiriyle
karşılaştırmak,
Hak uğruna
canlarından geçmiş Lübnanlı Müslümanların; Amerika,
Batı ve münafıkların her türlü yardımlarını
esirgemedikleri İsrail'in donanmış ordusunu yenilgiye
uğrattıkları Lübnan ile Siyonistlerin istedikleri zaman hiçbir
engelle karşılaşmadan istedikleri kadar ilerleyebildikleri
Lübnan ile mukayese etmek,
Amerikanın kibirli
burnunu yere sürten ve gururla Irak'ın sahibi olduklarını dile
getiren ordu ve siyasetçileri siyasi, askeri ve ekonomik sorunlar
yığınına saplanıp kalmalarını sağlayan
Irak milletinin durumunu, Amerika'nın desteğine yaslanarak ölücü
bir suskunluğu halka hâkim kılan kan içici yöneticinin
dönemindeki durumuyla karşılaştırmak,
Amerika ve
Batı'nın bütün vaatlerinin yalan olduğunun ortaya çıktığı,
Batı cephesinin ortaklaşa gerçekleştirdiği askeri
işgalin, söz konusu ülke için yıkım, fakirlik ve
halkın topluca kıyımı ve uyuşturucu madde
mafyasının gün geçtikçe güçlenmesinden başka bir sonuç
sağlamadığı Afganistan'ın durumunu dikkate almak ve
İslami ülkelerdeki genç kesim ve kuşağın İslami değerlere
sarılarak Amerika ve Batı'ya karşı gün geçtikçe daha bir
artan nefretle yetişmeleri… İşte bu noktalara dikkat etmek başta
Amerika olmak üzere Batılı müstekbirlerin çöküş ve yenilgi
halinde olan siyasetlerini ve karşı karşıya bulunduğu
bedbahtlık ve zavallılığı iyice gözler önüne
sermekte ve birliğe dayalı İslami kimliği müjdelemektedir.
Bugün Amerika
devleti, Batı kapitalizmi ve Siyonistlerin habis önderleri İslami
uyanış gerçeğini kavramış durumda ve bu gerçek
karşısında silah ve askeri gücün bir işe
yaramayacağını itiraf ederek tüm güçlerini siyasi oyunlar ve yöntemlerden
yararlanma yolunda seferber etmişlerdir.
Bugün ister
siyasi, kültürel ve dini seçkinler ve şahsiyetler isterse halk kitleleri
her zamankinden daha fazla uyanık olmalı ve düşmanın
hilelerini tanıyıp onlara karşı koymalıdırlar.
Kuşkusuz
onların en etkin hilelerinden biri ihtilaf ateşini alevlendirmektir.
Onlar para ve çaba sarf ederek gecikmeden müslümanları kendi
aralarındaki ihtilaflarla uğraştırmayı ve tekrar bir
takım gafletlerden, yanılgı ve bağnazlıklardan
hareketle bizleri birbirimizin canına düşürmeği planlıyorlar.
Bugün İslam
dünyasındaki her bölücü hareket tarihi bir günahtır. İnatçı
bir tavırla Müslümanların büyük bir kesimini boş bahanelerle
tekfir edenler, batıl zanlara istinaden Müslüman fırkaların
mukaddesatına ihanet edenler, İslam ümmetinin izzetine vesile olan
canlarından hak yolunda geçen Lüblanlı gençleri sırtından
hançerleyenler, Amerika ve Siyonistlere hoş görünmek için Şii bir
hilalden söz edenler, Irakta'ki Müslüman halka hizmet eden hükümeti yenilgiye
uğratmak için güvensizliği ve kardeş
kıyımını yayanlar ve Filistin milleti tarafından
seçilen ve sevilen Hamas hükümetini her yandan baskı altına alanlar, bilseler
de bilmeseler de İslam tarihinin ve gelecek kuşakların nefretle
anacakları ve gaddar düşmanın uşakları olarak
tanımlayacakları suçlular ve canilerdirler.
Dünyanın
hangi yöresinde olursa olsun Müslümanlar şu gerçeği
bilmelidirler: Artık İslam'ın tahkir edilme ve gerileme
dönemi sona ermiş ve yeni bir dönem
başlamıştır. Müslümanların sürekli olarak
Batı'nın kültürel ve siyasi pençesinde tutsak kalmaya, düşüncede,
pratikte, ferdi ve toplumsal tutum ve davranışta onları taklit
etmeye mahkum oldukları düşüncesi bizzat Batılıların
kendi eliyle ve onların azgınlık, gurur ve
aşırılıkları sonucu Müslüman kitlelerin beyninden silinmiştir.
Batı; özellikle
Amerika'nin egemenliği döneminde işlediği açık
zulümleri, mantık dışı tutumları ve hadsiz
hesapsız azgınlık ve gururu sonucu İslam dünyasında
nefret edilen bir olguya dönüşmüştür. Onların Filistin
halkına karşı tutumları ve diğer yandan kan içici
vahşi Siyonist rejime karşı tavırları, Siyonist
rejimin nükleer silaha sahip olduğunu itiraf etmesine karşı
tavırlarıyla İran'ın nükleer enerjiden sivil amaçlı
yararlanmasına karşı tavırları, Lübnan'a askeri
saldırıyı desteklemeleri ve saldırgana silah ve siyasi
destek sağlamaları ve diğer yandan Lübnanlı fedakâr genç
mücahit ve direnişçilere karşı düşmanca tavırları,
Arap ülkelerinden sürekli haraç alırken sürekli Siyonist rejime haraç
vermeleri, İslam'ın mukaddesatına ihanet edenleri savunurken,
Batının Papa gibi yüksek makamlarının bu yüce dine
açıkça ihanet ve hakaret etmeleri diğer yandan da holocast ve
Siyonizm gerçeği hakkında araştırma yapmayı, hatta soru
işareti oluşturmayı bile suç saymaları, demokrasi
adına Irak'ta ve Afganistan'a askeri saldırı, kıyım ve
tahribat yapmaları ve buna karşılık Filistin'in,
Irak'ın, Latin Amerika'nin, Amerika ve Siyonistlerin
piyonlarının işbaşına gelmedikleri her yerde halk
tarafından seçilmiş ve halkın yanında yer alan hükümetlere
karşı komplo düzenlemeleri ve terörizmle mücadele
yaygarasını koparıp diğer yandan Irak'taki azgın
teröristlerle gizli görüşmeler düzenlemeleri ve onlara
yardım etmeleri ve bunlara benzer tutumları, işte bu gibi
mantık dışı ve düşmanca tutum ve tavırları
Müslüman halkların bütün gerçekleri görmelerinin
sağlamış ve İslami uyanışa yardımcı
olmuştur. Bugün isteseler de istemeseler de İslam dünyasında
derin kökleri olan bir hareket başlamıştır.
İşte bu hareket kendine uygun bir zamanda İslam ümmetinin
yeniden istiklal, izzet ve onurlu bir hayata kavuşmasına yol açacaktır.
Bu dönem,
belirleyici ve tarihi bir dönemdir. Seçkinler, ulema ve
aydınların omuzlarında ağır bir yükümlülük
bulunmaktadır, her türlü zaaf, gevşeklik ve art niyetli
davranışları (İslam adına) bir faciaya yol açabilir.
Din âlimleri mezhep adına yapılan bölücü çabalar
karşısında susmamalıdırlar, aydınlar gençliğe
ümit ruhunu aşılamakta kendilerine düşeni yapmaktan geri
durmasınlar, siyasetçiler ve yöneticiler kendi halklarını
sahnede tutsunlar ve onlara güvensinler. Müslüman devletler kendi
aralarındaki dayanışmayı güçlendirsinler ve bu gerçek güçten
emperyalist sultacıların tehdidi karşısında
yararlansınlar.
Bugün Amerika ve
İngiltere'nin istihbarat teşkilatları, Irak'ta, Lübnan'da, Kuzey
Afrika ülkelerinde ve güçleri dahilinde olan her yerde tüm güçleriyle ihtilaf
ve tefrika virüsünü yaymaktadır. Hac toplantısı bizde bu
tehlikeli hastalığa karşı
bağışıklık meydana getirmelidir. Bu ilahi toplantı,
"Allah’a ve peygamberine itaat edin ve (birbirinizle) çekişmeyin,
yoksa zayıf düşersiniz ve gücünüz kaybolup gider. Sabredin (direnin),
kuşkusuz Allah sabredenlerle beraberdir" (Enfal: 46) buyuran
ayeti sürekli bizim gözlerimizin önüne dikmelidir.
Bugün
müşriklerden beraat etmek, onlardan uzak olduğunu bildirmek bütün
Müslüman milletlerin fıtratından ve kalbinden duyulan bir
nidadır ve hac dönemi bütün milletler tarafından bu nidanın
yüksek sesle yankılanacağı tek noktadır.
İşte bu
fırsatı iyi değerlendirin, İslam ümmetine ve vaat edilen
Mehdi'ye (Allah'ın selamı ona olsun ve onun zuhurunu yakın
eylesin) dua ederek kendinizi bu denizde yıkayın.
Allah'tan hepiniz
için muvaffakiyet, saadet ve haccınızın kabul edilmesini
diliyorum.
Seyyid Ali Hamenei
3. Zilhicce. 1427